O Papatya…

Nida 12 Mart 2012 8
O Papatya…

Toprak ile öylesine bütünleşmiş ki özenle dağılmışlar. Renkleri o kadar güzel ki çöplükler arasında bile farkediliyor. Etrafındaki atıksal maddelere inat gün ışıgı ile gülümsüyor…

Toprağa yalın ayak bastığımızdaki negatif enerjimizi almasına keza; toprak üzerindeki böylesine güzellikler . Ne dip dibe ne de çok uzaktırlar birbirine… Bize yaşattıkları ise; mutluluk, gülümseme, sevinç, sevgi, umut, coşku… Her şeyden öncesi, bahar’ın habercisidir.

Papatya’yı kırlarda toplayıpta ilk yapacağımız eylem; seviyor, sevmiyor falı bakıyor olmamızdır. 🙂

Oysa ki çok faydalıdır, Papatya…

  • Göz, göz kapağı iltihaplanmasında, kaşıntılı ve akıntılı deri dökülmelerinde dıştan yıkama yoluyla kullanılması,
  • Bitki yastığı kullanımlarında; ağrılarımızın bi nebze hafiflemesi için, kurutulmuş papatya ile doldurulmuş sıcak yastıklar hazırlanılabilir. Yapılışı; Keten bezinden yapılmış bir yastık, kurutulmuş çiçeklerle doldurulur ve ağzı dikilir. Kuru bir tavada veya fırında iyice ısıtılır ve ağrılı bölgenin üstüne koyulur.
  • Diş ağrısında gargara olarakta kulanılır…
  • Çocukluğumda hatırladığım ve bir çoğumuzun da anımsayacağı gibi saçları açık renk olanlar, kaynatılmış papatya suyu kullanabilirler. Parlak bir görünüme kavuşacaktır.
  • Bağırsak gazlarını da söker,
  • Spazmı giderici ve gaz söktürücü etkileri ile özellikle gastrit ve ülserde faydalı olan papatya hem ülsere karşı koruyucu hem de iyileşmeyi hızlandırıcı etki gösterir.
  • Aynı zamanda papatya çayı adet düzensizliğine de iyi gelir.

Mesela benim gibi kronik sinüzit şikayetleri olanlara tavsiyem geliyor…

Bir kabın içine kaynatılmış su ve iki tutam kurutulmuş papatya ilave ediyoruz.

Başımıza havlu örtüp buharını soluyarak sinüzitten muzdarip olanlara bir nebze olsun rahatlatacaktır.

Üstelik herhangi bir yan etkisi olmadığı gibi antidepresyan olması dolayısıyla da rahatlatıcı bir özelliğe sahiptir.

Grip için;

Papatyalar kaynatılır. Ardından içine karabiber, kurutulmuş gül ilave edilir.

Bu tarifte nefesinizi açmamız için faydalı olacaktır.

***

Bir de dillere pelesenk olmuş bir Teoman şarkısıdır.

 

8 Yorum »

  1. SEDAAAAANo Gravatar 12 Mart 2012 at 21:32 - Reply

    o papatya lala la la laaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa 🙂

  2. RaminNo Gravatar 14 Mart 2012 at 22:11 - Reply

    Benim Saçım dolaşık ben papatya suyundan istifade etsəm açılırmı lütfen bana bir müalice gösterin.

    • NidaNo Gravatar 19 Mart 2012 at 08:52 - Reply

      Sayın Ramin, papatya suyunun saç üzerindeki etkisi; saç rengini açmak ve parlak görünüm kazandırmasıdır. Size tavsiyem, duştan sonra saçlarınızı yumuşatmak için bakım kremi kullanılması, kremin dipten uçlara kadar iyice yayıldığından emin olunması ve 1 dakika kadar bekletilmesi, sonrasında iyice durlanılması olabilir… Ayrıca duş sanrasında ısırgan otunu; su dolu bi kapta kaynatıp, saçınızın son durulama suyu olarak da kullanabilirsiniz… Fönlü bakımlı saçlarında günlük yaşantımızda saç dolaşıklığını önlemek adına yardımcı olmaktadır. Sevgiler…

  3. Gökhan GÜVERCİNNo Gravatar 21 Mart 2012 at 21:15 - Reply

    Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

    Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. ıçinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

    “Merhaba” demiş papatyaya, “sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”. Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve “Merhaba” demiş, “bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”. Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

    Papatyada ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.

    Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edipte bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatyada kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

    Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve “Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek” demiş. Papatya buna bir anlam vermemiş. “Neden” demiş. “Yoksa benim yanımda mutsuz musun?”. “Hayır” demiş kelebek. “Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.”

    Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “Sevi seviyorum” diyebilmiş ancak.

    Papatya donakalmış. Sadece “Bende…” diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. ıçinden “Keşke onunda beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” diye geçirmiş. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.
    Her düşen yaprakta papatya, içinden “seviyormuş” diye geçirmiş.

    İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
    sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş;
    seviyor mu? Sevmiyor mu diye…

  4. Gökhan GÜVERCİNNo Gravatar 21 Mart 2012 at 21:17 - Reply

    Koskoca bir bahçede
    Demetler içinde bir papatya.
    Aşık olmuş, yanmış, tutuşmuş
    Ak sakallı bahçıvana…
    Bir ümit bekliyormuş.
    Yüzlerce çiçeğin arasından
    Onunla, sadece onunla
    Saatlerce ilgilenmesini.
    Buz gibi suyunu
    Sadece ona döksün istiyormuş…
    Sadece ona değsin makası,
    Sadece ona gülsün dudakları.
    Kıskanıyormuş bahçıvanı
    Kırmızı güllerden,
    Sarı lalelerden,
    Mor menekşelerden.
    Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş,
    Bembeyaz yapraklarını…

    Bir gün,
    Aşkı öyle büyümüş ki,
    Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.
    Eğilivermiş boynu.
    Toprağa bakıyormuş artık.
    Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş
    Ayaklarını görüyormuş.
    Bunada sükür diyormus.
    Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek.
    Zaman akıp gidiyormuş.
    Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.
    Ne var sanki boynumu kaldırsa
    Bi kerecik daha görsem yüzünü diyormuş.
    Yanıp tutuşuyormuş…

    Ve işte bir gün..
    Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış.
    İncecik bedenini ellerinin arasına almış.
    Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş
    Bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.
    Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.
    Hâlâ göremiyormuş onu,
    Ama bedeni kurtulmuş.
    Uzun bir müddet sonra,
    Bahçıvan uğramaz olmuş bahçeye.
    Gelen giden yokmuş…

    Kahrından ölecekmiş papatya.
    Ama işte bir sabah,
    Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış.
    Derin bir oh çekmiş.
    Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş.
    Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüş.
    Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş.
    Başka birisiymiş.
    Adamın elinde bir de makas varmış.
    Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru
    Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.
    Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış.
    Gözleri gök mavisi, saçları güneş sarısıymış…
    Ama gövden seni taşımıyor demiş.
    Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış
    Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.

    Papatya yere düşerken hatırlamış sevdiğini,
    O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış.
    Bir de o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş,
    Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini.
    O, her şeye rağmen, papatyaya emek vermiş.
    Belki, ona hiç bir zaman güzel olduğunu söylememiş,
    Ama onu asluında hep sevmiş.
    Papatya anlamış artık.
    Sevgi; emek istermiş…
    Yere düştüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini,
    Teşekkür etmiş ona içinden..
    Son yaprağı da kuruduğunda,
    Biliyormuş artık…
    Gerçek sevginin, söylemeden,
    Yaşamadan ve asla kavuşmadan
    Varolabileceğini…

  5. SalihNo Gravatar 13 Ağustos 2012 at 21:17 - Reply

    ne yalan söyleyeyeim resim konunun kendinden daha güzel 🙂 zaten konuyu okumama neden olanda buydu… diğer arkadaşlarında mesajları varmış ama okumadım, bi defada bu kadar yazı okursam miyop olurum 🙂 inşallah başka birgün.

    • NidaNo Gravatar 14 Ağustos 2012 at 08:23 - Reply

      Salih Abicim bence okumalısın. Yoksa seni Gökhan’a şikayet ederim. Hem de şu anda bile edebilirim… 🙂 Şaka bir yana da istediğin zaman oku. okumak her daim güzel. Yazdıklarımı okuyor olman ve de yorum yapıyor olman beni çok mutlu kılıyor… Teşekkürler…

  6. SalihNo Gravatar 15 Ağustos 2012 at 23:01 - Reply

    hımm mesajlar Gökhan bey’e aitmiş, yeni farkettim hemen okuyorum… Bilseydim Gokhan abinin olduğunu çoktan hatim indirmiştim. hehe

Cevap yaz »