Warning: Use of undefined constant wp_cumulus_widget - assumed 'wp_cumulus_widget' (this will throw an Error in a future version of PHP) in /nfs/c10/h08/mnt/175528/domains/nida.web.tr/html/wp-content/plugins/wp-cumulus/wp-cumulus.php on line 375
Ağustos Böcekleri... | Nida

Ağustos Böcekleri…

Yine meraklı bir yanım nüksetti… =)

Annem ile evimizin bahçesinde sohbet ederken yaz akşamları çok sık duyduğumuz cırcır böceklerinin; bize ve doğa’ya ne gibi faydaları olabilir diye merak eder olmuştum…

Kedi’lerin de av meraklarının olduğuna o akşam şahit oldum. Cırcır böceklerinden bir tanesini ham yaparken görmek tam bir facia idi… Sanki seslerini midelerinde  duyuyor gibi algılıyordum. Mübalağ sanatını çok severim; ..abarttım… On’larca kedicikleri biz zaten besliyorduk. E nitekim onlar için bir ihtiyaç olsa gerek kedi midesine ne gibi faydası varsa… Şüpheli bir durum!..

**

Mahallemizde Selanik asıllı  90’lı yaşlarda kaybettiğimiz Nazlı Ninemiz cırcır böcekleri ” incirlerin olgunlaşacağı dönemlerde öterler” derdi… Demekki İlkbahar mevsimlerinde Ağustos aylarında gündüzleri belirli saatlerde ve gece hoş seslerini duymaya devam edeceğiz.

Yaz geceleri cırcır böceklerinin seslerini çok severim… Aslında benim hep duyularımda algıladığım sürüler halinde ağaçlar üstünde yaşarlar ancak son zamanlarda ofisimizin içine de sızmış arada bir cır’lıyor… =)

Ve nihayet günler sonra gün ışığında fotojenik böcük cırcır’ı foto’ladım =)

Ya sonra… Tabii ki doğa’ya salıverdik, çekirge türküsü misali :p

Ta daaa…

Sinek gibi gözükse de o bir cırcırböcüğü =) Ancak bu kadar yakından görüntüleyebildim.

Onlar ötmeye devam ederken tamamlanmış, çok akıcı bir şekilde okuduğum Can Dündar üstadın kaleminden dökülen, adını ağustostan alan bu tutkulu şarkıcının hikayesini, haydi bir okuyalım…
 
Sonuç olarak bir aylık ömrü olan ağustos böceğine tembellik yakışıyor… 
 
Sen çal sazını…
Bu aşk tınısını bıkmadan dinlerim…
Yaz gecelerinde
 

 **

“Yazın çalıp söyleyen, kışın karıncadan dilenen bir tembeli niye kaçırsın ki bilim adamı?

Bilen biliyor ya; La Fontaine imzalı bu masalda bir haksızlık var.     

Bu çekirge irisi aşk böceğinin kısa ömrü hiç de öyle laylaylomla geçmiyor çünkü…

“Annesi onu, yumurta içinde bir ağacın dalına bırakıyor. Çıkınca elbise değiştirip toprağa gizleniyor. Su geçirmez sığınaklarda ağaç köklerinden emdiği besinlerle yaşıyor. Yaklaşık 20 yıl sonra topraktan yüzeye çıkıp ağaçlara yerleşiyor ve şarkısına başlıyor.

* * *

Türkçenin zenginliğiyle “Cırcır böceği” diye de anılan bu böcekten ilhamla karısını “Cırcır böceği gibi dırdır etme” diye azarlayan beyler:

Biliniz ki, dişisi ötmüyor cırcırböceğinin…

Çünkü “cırcır” sesini çıkaran, dişilerde olmayan, erkeğin kanadı altında yer alan, gergin bir zar… Erkek böcek, o zarı titreterek, dallara sürterek cırlıyor.

Niye?

Kız bulmak için elbette…

Bir arkadaşımın benzetmesiyle, habire eliyle kulağının arkasına vura vura “Karı istiyrem” diye bağırıyor.

Tabii yaz geceleri milyonlarcası bir arada söyleyince bu, devasa bir serenat korosuna dönüşüyor.

* * *

Niye karı-kız peşinde koşacağına karınca gibi çalışıp ekmeğini stoklamıyor?

O ekmeği yiyemeyecek kadar az yaşıyor da ondan…

Toprak altında geçen 20 yıldan sonra, eş bulup çiftleşmek için sadece 3 haftası var. O yüzden panik halinde, avaz avaz bağırarak dişileri çağırıyor.

* * *

Geldik en trajik bölüme:

Çıkardığı bu ses, erkek cırcırın idam fermanı oluyor.

Sadece yerini saptayan kuşlara yem olduğu için değil…

Et yiyen parazit kurtları sese koşup yumurtalarını cırcırın üzerine bırakıyor. Kurtçuklar erkek böceğin sırtında şişmanlıyor ve kemire kemire onu 3 haftadan da erken öldürüyor.

Yani aşk çağrısı, eceli davet ediyor.

Fazla çene öldürüyor.

Araştırmacılara göre o zaman da devreye evrim giriyor. Kurtçukların yoğun olduğu adalarda, soy tükenmeye yüz tuttuğunda, kanadı zarsız türden bir erkek cırcır böceği türüyor.

Dişi özelliği gösteren bu “zenne böcek”ler, sessizlikleri sayesinde kurtlara yem olmaktan kurtuluyorlar. Ama bedeli ağır:

Kur yapma şarkısını söylemedikleri için dişi bulamıyorlar. Ya bir şarkıcı arkadaşının yanına takılarak kız tavlıyor veya hayata bakir olarak veda ediyorlar.

* * *

Ama doğa işte:

Soy tehlikeye girince, sessiz erkeği seçen dişiler çıkıyor.

Bazıları, içten çürümüş gevezelerin serenadına kanmaktansa, susarak hayatta kalan zekileri tercih ediyor.

Böylece asalakların artması, çalçene çapkınlar karşısında kur yapamayanların şansını artırıyor.

İşte “aşk… aşk…” diye diye ölüme giden kısa ömürlü müzisyen böceğin öyküsü…

Yüreği güzel, kalemi güzel üstad Can Dündar’ın kaleminden…

Sevgiyle Kalın…

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir